Hafta Başı (68): Epstein skandalının gösterdikleri | CHP ve Kürt sorunu

02.02.2026 medyascope.tv

2 Şubat 2026’da medyascope.tv'de yaptığımız Hafta Başı’nı yayına Tania Taşçıoğlu Baykal hazırladı

Ruşen Çakır: Merhaba, iyi günler, iyi haftalar. ‘Hafta Başı’nda Kadri Gürsel'le yine beraberiz. Bugün daha çok dünyayı konuşacağız. Epstein skandalını konuşacağız. ABD-İran gerginliğini, sonra da vakit kalırsa hafta sonu CHP'nin yaptığı Kürt Konferansı’ndan hareketle, Kürt sorunu, çözüm süreci ve CHP’yi konuşalım. Kadri, Epstein meselesi epeydir gündemde zaten, ama belgeler parça parça açıklanıyor.
Kadri Gürsel: Bu, 20 yılı aşkın bir süredir gündemde olan bir konu.

Ruşen Çakır: Ama malzemeler parça parça çıkıyor.
Kadri Gürsel: Sanıyorum bu son büyük parça artık.

Ruşen Çakır: Evet.
Kadri Gürsel: Yaklaşık 5 yıldır eldeki tüm dosyaların, tüm bilgilerin açıklanması konusunda kamuoyu baskısı ve kurumsal baskılar vardı. Aynı zamanda siyasetin de baskısı vardı. Artık sanıyorum uygun zamanın geldiğine hükmettiler. Adalet Bakanlığı burada baskılara daha fazla dayanamadı, öyle görünüyor. Ama diğer taraftan da Epstein’in 2019'da cezaevinde ölmesi, suç ortağı Ghislaine Maxwell'in de hapiste olması, diğer kurbanların ve şikâyetçilerin de büyük ölçüde davaları açmış olmaları, temyiz süreçleri derken, aslında burada biraz zaman aşımı da işliyor. Bir de tabii Cumhuriyetçiler, bunları açmamış olarak ara seçimlere gitmeyi de çok fazla göze alamadılar. Siyasi tarafı da bu. Bir taraftan, “Epstein dosyaları Trump'ı çok zor durumda bırakacak” deniliyor. Haklılık payı olabilir, ama diğer taraftan, bunlar açıklanmasaydı daha da zor durumda kalabilirdi. Çünkü o zaman da neyin açıklanmadığı bilinmeyecekti. Şimdi en azından dosyaların tamamı ham hâliyle açıklandı. Hatta dosyaların içinde belli miktarda çıplak fotoğraf da var; onlar da öyle ham olarak verilmiş. Yani editoryal bir filtrasyona da pek tabi tutulmamış. Adalet Bakanlığı bunu herhâlde özellikle, ‘’Biz hiçbir şeyle oynamadık’’ diye yapıyor. Ondan sonra konular çıktıkça bakılsın diye, gazetecilerin, kamuoyunun, araştırmacıların önüne atıyor.

Ruşen Çakır: Olayın içerisinde en çok infial yaratan husus, reşit olmayan kız çocuklarının…
Kadri Gürsel: 18 yaşın altında veya 14-18 yaş arası kız çocukları.

Ruşen Çakır: Evet. Kız çocuklarını cinsel amaçlarla kullanmak ve insan ticareti.
Kadri Gürsel: Bu kurbanlar 25 yaşın üstünü geçmiyor hiçbir zaman. Zaten onu da Epstein açıklamış bir keresinde.

Ruşen Çakır: Buradaki mesele, pedofili meselesinin ötesinde, onun üzerinde yükselen, küresel anlamda iktidar sahipleri arasındaki garip bir ilişkiler ağı. Sonuçta kraliyet ailesi mensupları var, iş insanları var, sinema dünyasından, müzik dünyasından, değişik ülkelerden insanlar var. Ve bu insanların büyük bir kısmı belli bir güce sahip olan insanlar. Yani kendi hâlinde insanlar o çemberin içine giremiyor. Bütün komplo teorilerini doğrularcasına ilişki ağları var. Bir bakıyorsun, olmadık insanlar bir araya geliyor ve dünyanın kaderine etki edebilecek birtakım hususları o ilişkiler içerisinde konuşuyorlar. Yani olay sadece bir cinsel istismar meselesi değil. Aynı zamanda da çok ciddi bir şekilde ekonomik, siyasi güç, değil mi? Yani güç sahiplerinin kendi aralarında kurdukları birtakım ilişkilerle, birbirlerine destek olmalarıyla, böyle garip bir çark çıkıyor ortaya.
Kadri Gürsel: Evet. Yalnız, bunun tam merkezinde yer alan Jeffrey Epstein, neticede bir pedofil. Adam bir cinsel sapık. Felaket takıntılı, vicdansız bir psikopat. Yani tehlikeli bir adam, kötü bir adam. Aynı zamanda da başarılı bir finansçı. Servetini de oradan elde etmiş. Fakat hayatta şöyle bir yol bulmuş kendisine: Bu tür sapkın cinsel eğilimlerini, yasa nezdinde takibata uğramadan, yani cezalandırılmadan sürdürmenin yolunun, kendisine yüksek makamlarda suç ortakları devşirmekten geçtiğini çok erken zamanlardan itibaren anlamış, kavramış ve bu yönde çalışmış. Hatta 1991'de tuhaf bir deniz kazasında denize düşerek boğulan ve günler sonra cesedi bulunan Robert Maxwell çok büyük bir medya patronuydu. Onun kızı Ghislaine Maxwell ve Epstein önce sevgili oluyorlar. Birazdan burada kullanacağım ifade, eğer yakışık almaz bir ifadeyse, bir zamanlar Türk matbuatında kullanılan hâline döndürebiliriz onu; Epstein’in sevgilisi Ghislaine Maxwell, aynı zamanda onun pezevengi oluyor ve bu, aralarındaki ilişkinin devamını tanımlayan bir hâle dönüşüyor. Daha sonra Jeffrey Epstein’i, Amerikan Crème de la crème’iyle, yani Amerika’nın kaymak tabakasıyla, artık bu yola teşne olanlarla, eğilim duyanlarla, eski Prens Andrew vakasından da Richard Branson'dan da görüyoruz. Tabii Richard Branson'un bu olaya ne kadar dâhil olduğunu bilemiyorum, Ama Prens Andrew'un ifşa olan fotoğraflarından da anlaşıldığı kadarıyla, kendisi bir hayli batmış durumda buna. Çünkü Aile’nin kararıyla kraliyet unvanları elinden alındı ve şu an kendisi sadece Bay Andrew Mountbatten Windsor adını taşıyor. Yani avama karıştı kendisi. Artık kraliyet ailesinin üyesi değil, ama bir soyadı var yine; Mountbatten Windsor.
Daha sonra Epstein kendisine yeni suç ortakları devşiriyor. Devşirdikçe sosyal çevre ediniyor, sosyal çevre edindikçe bir kudret simsarı hâline geliyor. Bu adamın çevresi çok geniş; Washington'da, New York'ta finans çevrelerinde, siyaset çevrelerinde, ekonomi çevrelerinde, iş dünyasında tanımadığı yok. ‘Biz bu adamın yardımıyla istediğimize ulaşırız’ beklentisinde olan bazıları da, ‘’’Şununla görüşmek istiyorum, bununla görüşmek istiyorum’’ diye ona yazıyorlar. Böyle bir al-ver ilişkisi içinde. Sağa sola, medyaya bol da fotoğraf vererek kendisine âdeta bir dokunulmazlık zırhı edinmiş. Mesela Trump örneği burada gözümüzün önünde duruyor. Trump çok enteresan. New York Times'ın araştırmasına göre, Adalet Bakanlığı'nda ‘’Epstein Dosyaları’’ denilen 5.300 dosyada, Trump'ın adı 38 bin kere geçiyor. Ama bunlar suç isnadı oluşturan veya suç isnadı gerektiren referanslar değil. Fakat bir sosyal network içinde Trump. Bu ne zamanlar? Ivana'yla 1977'de evleniyor Trump. Ondan iki erkek, bir kız çocuğu oluyor. Daha sonra 1992'de boşanıyorlar. Trump, 1992'den 2005'e kadar bekâr ve ağırlıklı olarak bu bekârlık döneminden tarihlendiriliyor. Yani bu dosyaların tarihleri çoğunlukla hep bu bekârlık döneminde. Bu da bize, bunların beraber bir haltlar yediklerini çağrıştırıyor; epey yemişler belki de. Ama tabii şimdi Epstein’ın dosyalarında adının geçmesi hiçbir şeye delalet etmiyor. Benim de adım geçiyor. Senin de adın geçiyordur belki. Ben baktım, sorguladım. Benim dört yerde adım geçiyor. Çünkü Norveçli bir diplomat, Jeffrey Epstein'e 2013'te benim AL-Monitor’da yazdığım bazı yazıları göndermiş. Mailde link verildiği için benim de adım geçiyor Epstein dosyalarında. Buna benzer şeyler var. Burada aslında, Florida'da 18 yaşından küçük kızların, kadınların 2005'te şikâyeti üzerine… İlk kez o zaman ve bir şikâyet oluyor. Daha sonra 2007, 2008’de. Biraz geç işliyor burada işler, yani kendisine öyle bir koruma kalkanı inşa ediyor ki. 2005'te Melania’yla evleniyor Trump. Zaten orada çekiyor kendisini anladığım kadarıyla. Ondan sonra böyle yürüyor bu ve en sonunda ikisi de hapse giriyorlar. Ghislaine Maxwell 20 yıla mahkûm oluyor. Epstein de hapiste; yaşayamıyor veya yaşatılmıyor, onu bilemiyoruz.

Ruşen Çakır: Öldü mü, öldürüldü mü, o hâlâ belli değil, değil mi?
Kadri Gürsel: Belli değil tabii. Aslında intihar, yani şüpheli ölüm olarak geçiyor bildiğim kadarıyla. Yanıltmış olmak istemem, ama herkesin içini rahatlatan bir ölüm oldu.

Ruşen Çakır: Peki, İsrail hikâyesi nedir? Dininin ne olduğunu bilmiyorum ama Epstein Yahudi. Sosyal medyada bir kesim insan bunu, Necmettin Erbakan'ın dile getirdiği, “Dünyayı Yahudiler yönetiyor” önermesinin tasdiki olarak okuyorlar. İsrail'in, hatta Mossad'ın çok ciddi bir şekilde olayın içerisinde olduğunu söyleyenler var. Bunlar hakikaten çok itibar edilebilecek şeyler mi?
Kadri Gürsel: Ne yönde içindeymiş Mossad mesela? Olayın ifşası mı, yoksa?..

Ruşen Çakır: Hayır, hayır. Epstein'in hayatının önemli bir yerinde yaptıklarından İsrail'in bilgisi, onayı olabilir.
Kadri Gürsel: Olabilir de olmayabilir de. Ama ben bunun daha çok, sosyal hayat, kültür, siyasi düzen gibi konularla, yani rejimle alakalı olduğunu düşünüyorum; Amerika'daki rejimin verdiği imkânla… İsrail dedin de, oradan aklıma geldi. Mesela 11 Eylül saldırılarını düzenleyen El-Kaide teröristleri, uçak kullanmayı Florida'daki bir kursta öğrendiler. Demek ki orada olabiliyor böyle şeyler. Aslında Amerika bu manada geniş bir hareket edebilme özgürlüğü sağlıyor insana. Tamam, yasalar çok net ve kesin. Fakat babası ölene kadar kendi hâlinde, çok da yüksek profilli olmayan bir figür olarak bilinen Ghislaine Maxwell, nasıl böyle birdenbire zıvanadan çıkabilmiş ve bir şeytani figüre dönüşmüş? Ya da Jeffrey Epstein ilk milyon dolarlarını nasıl edindi? 10 milyon, 100 milyon dolar, ne kadar olduğunu bilemiyorum, ama çok büyük bir serveti vardı. Epstein bu serveti yaptıktan sonra böyle bir hayatı yaşayabileceğine kanaat getirmiş ve bunu inşa etmiş kendisine; diğerlerini de almış. Bill Clinton'la da fotoğrafı var. Ama Bill Clinton'a suç isnat etmeye yeter herhangi bir şey yok. Bill Clinton yalanlıyor.

Ruşen Çakır: Ama biliyorsun, Bill Clinton sabıkalı.
Kadri Gürsel: Tabii sabıkalı, doğru. Monica Lewinski skandalı var, ama Bill Clinton yalanladı. Hakkında suçlanmasını gerektiren herhangi bir kırıntı olsa, bu mevcut Cumhuriyetçi iktidar bundan hiç alıkoymaz kendisini; bunu sonuna kadar kullanır. Burada tartışılması gereken şey, bunların olabilmesine imkân hazırlayan bir kültürel, toplumsal, siyasal ortamın bulunması ve aslında burada, bir yerde, hayatın sanatı taklidi gibi görüyorsun. Mesela 80'li, hatta 90’lı yıllardaki çok popüler Amerikan dizilerinde, entrikaların, güç oyunlarının vicdansızca oynandığını, herkesin birbirini kazıkladığını görüyorsun.

Ruşen Çakır: Dallas gibi.
Kadri Gürsel: Evet ama Dallas çok masum kalıyor tabii, Dallas’ta böyle şeyler yoktu. Türkiye'den de birilerinin, Amerika'da Epstein üzerinden münasebet geliştirmek için hepsinden ricacı olabilmelerini pekâlâ doğal karşılıyorum. Gerçi ‘’yaramaz olmayı..’’ da denilmiş. Sen orijinalini gördün mü o mailin?

Ruşen Çakır: Hayır.
Kadri Gürsel: Ben de görmedim. ‘’Naughty’’ olarak mı geçiyor acaba yaramazlık? Çünkü ‘’Naughty’’ cinsel anlamda bir vurgu taşıyor; ‘’Naughty boy,’’ yani ‘’yaramaz çocuk’’ anlamında. Bilemiyorum… Tabii Amerika'yı nasıl ilgilendiriyor? Birincisi, yasaların illegal olarak, yasa dışı olarak gördüğü ve cezalandırmayı gerektiren bir suçun, nasıl böyle yıllar ve yıllar boyunca işlene geldiği ve suçun başlamasıyla, ilk iddianın ortaya atılması arasında çok uzun, 10 yıldan fazla, hatta daha da uzun bir süre olması. Ardından, ilk iddianın ortaya çıkmasından sonra, adamın hapse atılmasına kadar da epey uzun bir süre geçiyor. O zamanlar Prens Andrew ile fotoğrafı çıkan kişinin adı Virginia Giuffre miydi?

Ruşen Çakır: Evet.
Kadri Gürsel: Giuffre sonradan intihar etti. Onun da başkalarıyla birlikte olmasının sağlandığı da söyleniyor. Bayağı böyle bir network kurmuşlar. Amerika'daki sistemin, bu tür bir kötücül bir network'ün gelişmesine imkân vermesi, diğer tarafıyla da bunları ortaya çıkartıp takibata tutması ve sorumlularını cezalandırması olayını bir arada yaşıyoruz. Yani iki veçhesi var bunun. Suçluların da yanına kalmış mı, kalmamış mı, Jeffrey Epstein ortadan kaldırıldığı için ya da kendisini ortadan kaldırdığı için bilemiyoruz bunu. Bazı şeyler de aydınlanmayacak gibi.

Ruşen Çakır: Şimdi şöyle bir rivayet çok dolaşıma girdi: ‘’Bu belgeler yayınlandı. Trump'ın aleyhine olacak ve Trump da gündem değiştirmek için bir şeyler yapabilir. Grönland'a el koyabilir. Esas, İran'a saldırabilir’’ denildi.
Kadri Gürsel: Önce Venezuela için denilmişti bu.

Ruşen Çakır: Evet. Hatta saat de verildi, ‘Pazar gecesi’ denildi. Ama şimdi anladığım kadarıyla İran'la ABD'nin arasında görüşmeler konusunda bir ilerleme var. Ve hatta POLITICO yazmış; görüşmelerin Türkiye'de olacağı yolunda iddialar var. Tabii Trump'ın lafına güvenilmez, yine saldıracağı varsa saldırır. Ama ben, ABD ile İran arasında görüşme olup, birtakım sorunların çözülmesi ve İran'a müdahalenin rafa kalkması ihtimalinden açıkçası çok emin olamıyorum. Çünkü İran hâlâ Trump için nispeten kolay lokma, İsrail için de hep bir takıntı. Yani İran'ın hedef olmaktan çıkarılmasının çok kolay olacağını sanmıyorum. Bir diğer husus da şu: Trump'ın pazarlık yönteminin çok garip biliyorsun. İran'ın, rejimin de çok kırmızı çizgisi var. İran İslam Devleti’nin Trump'la, Trump'ın razı olacağı türde bir müzakere yürütmesi ihtimali bana biraz gerçek dışı gibi geliyor. Çok olağanüstü müdahaleler olmazsa, Kİ Kim müdahil olabilecek buraya? Trump'a kim istemediği bir şeyi yaptırabilir, Çok emin değilim. Belki İsrail olur, ama İsrail…
Kadri Gürsel: “Kim istediği bir şeyi yaptırmayabilir?” diye sorman lazım soruyu.

Ruşen Çakır: O zaman İsrail gelebilir.
Kadri Gürsel: Hayır yani ilerideki büyük bir oyunun ön hazırlığı olarak istediği şey İran'ı bir şekilde denklem dışına çıkarmaksa… Zaten ilginç olan, Trump'ın ileri sürdüğü koşulların hiçbiri, İran tarafından müzakere edilebilecek gibi değil. Senin de dediğine katılıyorum. Şimdi balistik füzeler konusu var. Gerçi bunu bir söylüyorlar, bir söylemiyorlar, ama balistik füzeler konusu var. İkincisi, nükleer var. Trump, İran’ın nükleerden tamamen vazgeçmesini ve zenginleştirilmiş uranyumunu ona ya da ona değil de Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’na teslim etmesini istiyor. İran epey de bir uranyum zenginleştirdi. Silah seviyesinde değil, ama şu an eşik ülke aslında İran. Yeraltındaki tesislerini vurdular ama birkaç başlık üretecek kadar uranyum olduğu söyleniyor ellerinde. Onu da tam bilemiyoruz, fakat var. ‘‘Balistik füzelerini teslim edeceksin’’ demiyor tabii. ‘’Bu balistik füze programını tasvip edeceksin. Çünkü komşularını tehdit ediyorsun’’ diyor. İran balistik füze programından vazgeçemez. Vazgeçmesi şudur: Nükleerde olduğu gibi, iki konu. Bu, kapitülasyondur; İran'ın başının uçurulmasıdır. Bu konuyu Venezuela bahsinde de konuşuyoruz; İran'ın kendisini ezeli düşman, varoluşsal düşman, şeytan olarak gördüğü bir gücün insafına terk etmesidir, onun vasalı hâline gelmesidir. Böyle bir İran yaşayabilir mi? Ek olarak, petrol ihracatı konusunda da bazı koşullar gelebilir masaya. Bunu şu an bilmiyoruz; oturacaklar, konuşacaklar.

Ruşen Çakır: Özellikle Çin’e yönelik.
Kadri Gürsel: Tabii. Burada o da çok önemli bir faktör, ama asıl faktör, Haziran'daki 12 Gün Savaşı’ndan sonra geçen zamanın ve Amerika ile İsrail'in İran'a karşı yeni şeyler yapmaması hâlinde geçecek olan zamanın, önümüzdeki ayların ve yılların, bu tahrip edilen yeteneklerini geri kazanmasına hizmet edeceği fikri. Burada yarım kalmış bir iş olarak görülüyor bu. Yani Amerika açısından bu çatışma dinamiği yarım bırakılmış bir iş olarak görülüyor. Ben Amerika'nın, Irak'ta olduğu gibi, İran’ın işgal edilerek burada yeni bir rejimin kurulması, birisinin bulunup getirilmesi gibi bir yola, böyle bir işe kalkışabileceğini hiç zannetmiyorum; Irak'tan derslerini aldılar. Korkunç bir maliyeti oldu bunun Amerika'ya. Bunu yapmayacaklardır, ama İran'a çok ağır koşullar dayatarak, aynı zamanda da denetleme ve yerinde denetim izni de alarak…

Ruşen Çakır: O da tabii İran'ın meşruiyetini, egemenliğini bayağı bir…
Kadri Gürsel: Meşruiyetsizliği zaten tartışılmıyor. İran'daki rejimin meşruiyeti yok. Çok açık bu. Meşruiyeti olmayan bir rejim. Fakat İran’ın hükümranlığı, yani egemenlik hakları alenen tecavüze uğrayacak. Bu, İranlıların da kabul edebileceği bir şey değil. Rejim muhaliflerinin dahi yüreğini sızlatır bu. Çünkü İran 4 bin yıllık tarihiyle, daha Ahameniş, Sasani İmparatorlukları döneminde, uzun yıllar boyunca bütün bu bölgeye hâkim olmuş, Anadolu'ya da, hatta bugünkü Yunanistan’a, Mısır’a, yani çok geniş bir coğrafyaya hükmetmiş. Gerçekten gururlu bir millet İranlılar. Çok kadim bir millet, kadim bir kültür. Tarihinde de hiçbir zaman sömürge durumuna düşmemiş. Kuzeyden, Rusya tarafından kısmen işgale uğramış. Mesela Pakistan gibi yahut Irak gibi komşuları.

Ruşen Çakır: Hatta Türkiye gibi.
Kadri Gürsel: Onlar da İkinci Dünya Savaşı sırasında benzer bir duruma düştüler. Türkiye de hiçbir zaman sömürgeleştirilemedi.

Ruşen Çakır: Kurtuluş Savaşı olmasaydı öyle oluyordu.
Kadri Gürsel: Evet. Dolayısıyla, İran'a zor gelir bu. Eğer İran bu ağır koşullara ‘Evet,’ demeyecekse, Trump geri adım atacaksa, ki bilemiyorum, onu göreceğiz, bu görüşmeler İstanbul'da veya nerede yapılacaksa, ‘’Görüştük’’ demek için yapılacak.

Ruşen Çakır: Ama en azından zaman geçirilecek.
Kadri Gürsel: O kadar büyük bir asimetri var ki İran'la Amerika arasında. İran'ın zaman kazanması, İran'a hiçbir şey kazandırmayacak burada. Bölgesel savaş tehdidi var. Bölgesel savaş demek, İran'ın Suudi Arabistan'a saldırmasıdır. Katar'a yapar mı bunu? El Udeid Hava Üssü var orada. Katar'a da saldıracaktır. Katar İran'a karşı aslında daha ılımlı bir tutum içinde, ama bütün merkez komutanlığın en önemli askeri üssü olan El Udeid, Katar'da. Burada ben açıkçası çok fazla bir şey beklemiyorum. İran'ın kapitülasyonu kabul etme ihtimali gerçekleşirse, ben bu ihtimali hiç boşlamıyorum, ama böyle bir şeyin gerçekleşmesi benim için çok büyük bir sürpriz olur. Böyle bir şey olursa inanamam; bu olmayacaktır. Amerika, Amerika’nın bölgedeki müttefikleri diyelim, ama Amerika'nın müttefiki kaldı mı, o da ayrıca tartışılır, ama yine de müttefiki diyelim, Suudi Arabistan'dan rıza alamadı, hiçbir bölge ülkesinin rızasını alamaz. Bir tek, bildiğim kadarıyla Ürdün, ki onun da hiç önemi yok.

Ruşen Çakır: Belki Suriye de öyle.
Kadri Gürsel: Onun bir anlamı yok. Bu bakımdan, bekleyelim görelim bakalım. İlginç olacak.

Ruşen Çakır: Şimdi Venezuela’dan bahsettin de, ilginç bir ayrıntı gördüm. Venezuela'nın yeni Amerikan Büyükelçisi’nin kim olduğunu gördün mü? Bir kadın yolladılar, soyadı Doğu. Türkiye'de görev yapmış, Aydın Doğu isimli bir Türk vatandaşıyla evlenmiş. Türkçe bilen, Latin Amerika uzmanı bir kadın. Nikaragua Büyükelçisiymiş. Tesadüfen gördüm. Soyadına baktım, ‘’Dogu’’ yazıyor tabii. Kontrol ettim. Türkiye'yi çok iyi bilen, Türkiye'yi ve Türkçeyi bilen birisi. İki de çocuğu var.
Kadri Gürsel: Amerikalı diplomatların Türkçeyi bildikleri varsayılır. Hepsi gelmeden 6 ay önce dil kursuna tâbi tutulurdu.

Ruşen Çakır: Bir de zaten Türk’le evli olduğu için de biliyor. Öyle de bir not düşelim. Son olarak, cumartesi günü Galatasaraylılar Cemiyeti'nde bir sohbet toplantısına katıldık. Sonra ben çıktım. CHP'nin Kürt sorunu üzerine yaptığı “Toplumsal Barış ve Demokrasi Konferansı”nın en azından yarısını izledim. Bir gün boyunca yaptıkları bir toplantı oldu. Sonra gördün mü bilmiyorum, çok sayıda CHP'li gibi olan insan, “Ne yapıyorsunuz ne ediyorsunuz? Kimleri çağırdınız?” diye bağırdı, çağırdı. Çünkü katılımcıların önemli bir kısmı CHP'li değil, ama doğrudan bölgeden insanlar, akademisyenler vardı.
Kadri Gürsel: DEM Partililer.

Ruşen Çakır: DEM’den de var, ama başka partilerden de vardı. Mesela İslamcı kuruluş İHH’dan da birisi vardı. O şahıs Filipinler’deki barış görüşmelerinde arabulucuydu; üçüncü göz olarak İHH dâhil olmuştu. Oraya katılan kişi katılmış. Çatışma çözümü konusunda çok önemli akademisyenler vardı. Mesela sosyolog Yakın Ertürk Hoca vardı. Özgür Özel açılış konuşması yapmış, ben onu izleyemedim. Ama Özgür Özel bütün toplantı boyunca en önde oturdu, bütün konuşmaları izledi. Bence iyi bir iş yaptılar. Ama tabii birileri, “Ne işiniz var? Atatürk'ün partisi” vesaire demeye kalktılar. Ama böyle bir dönemde, özellikle Suriye hikâyesinin ardından CHP’nin bu toplantıyı düzenleyerek bu meseleye dâhil olması bana anlamlı geldi. Bir de, toplantı, Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan’ın fikriymiş. O da ‘Kent Uzlaşısı’ndan dolayı içeride. Sonuçta, bir gün boyunca insanlar olayı değişik boyutlarıyla, ekonomi boyutuyla, hukuki boyutuyla, dünyadaki örnekleriyle konuşarak bayağı bir olaya girdiler. Sonuçta bir şey çıkmadı tabii, ama olayın kendisinin yapılmış olması bile başlı başına anlamlıydı. Ben birazcık şaşırdım açıkçası.
Kadri Gürsel: Niye şaşırdın? Yani CHP'den beklemiyor muydun bu tür bir girişimi mesela?

Ruşen Çakır: Mesela İmralı heyetine girmedi CHP.
Kadri Gürsel: Girmez. Doğruydu da girmemesi. Ama bu toplantıyı yaptı.

Ruşen Çakır: Bence girmemesi yanlıştı.
Kadri Gürsel: Hayır, bence doğruydu. İmralı heyetini zaten tartıştık seninle.

Ruşen Çakır: Evet.
Kadri Gürsel: Orada siyasi oyunun bütün veçhelerini gayet doğru ve yerinde tespit etmiş olmalı ki, ileride Meclis içinde kendisinin aleyhine dönebilecek bu oyunda, yani Erdoğan'ın yeniden Cumhurbaşkanı adayı olabilmesinin ön hazırlığı olarak, bunun bir ayağı olarak da düşünülen bu oyunda yer almak istemedi. Ama bu, CHP’nin Kürt sorununa bigâne kalacağı anlamına gelmiyor. Burada zaten CHP'nin göstermek istediği şey, biraz daha şok etkisi de uyandırmak ve belli ki kültürel bir şoka neden olmuş partinin içinde. CHP'nin içinde bugün hâlâ bir ulusalcı mevcut var. Alışılagelmiş olarak ‘’CHP medyası’’ diye tarif edilen medyada da çok güçlü bir ulusalcı damar var. Bence, bunları bir şoka tabi tutmak ve sarsmak, yeni siyasi kültür kodlarının oluşturulması açısından da önemli. Çünkü Kürt sorunu, AKP'nin insaf ve inhisarına bırakılacak kadar küçük bir sorun değil. CHP'nin de burada, herhangi bir tarihsel ve ideolojik bagaja sahip olmadan, Kürt sorunun bütün veçheleriyle yüzleşme cesaretine sahip olduğunu göstermesi gerekiyor. Bence en başta galiba yapılan bu. Ben orada olmadım, ama toplantıdan süzülenleri izlediğimde bu çıkıyor.
Ne oluyor burada? Birincisi, Cumhuriyet Halk Partisi, Komisyon’da olup, İmralı Heyetine katılmaması yüzünden, DEM Parti'nin kendisine yönelik eleştirilerine biraz gecikmeli de olsa uygun bir şekilde cevap vermiş oluyor. “Şu ne der, bu ne der? Onu derlerse, biz ne deriz?” gibi, Kılıçdaroğlu dönemine ve tabii ki öncesine de ait olan, 12 Eylül'den beri sürmekte olan CHP kompleksinin de terk edilmesi önemli bir şey. Terk edilmesiyle sürdürüyor bunu ve bu iyi bir şey. Böyle bir arayış içinde olmaları ve bunu da Kürtlerle yapmaları en önemlisi ve farklı Kürtlerle, yani her çeşit Kürt’le. PKK tandansı da olabilir, farklı tandanslar da olabilir. Kürtler, Türkler… Kürt sorununu kimlerle tartışacaksın? Kürtsüz tartışılmaz, ama Kürt sorunu Türksüz de tartışılmaz. Bunlar hep iyidir. CHP muhalefette olsa bile bu tartışmalar entelektüel bir hazırlık imkânı sunar Cumhuriyet Halk Partisi'ne.

Ruşen Çakır: Yıldıray Oğur da o toplantıdaydı. Bugün, Karar gazetesinde “AK Parti böyle bir toplantı yapamaz” diye bir yazı https://www.karar.com/yazarlar/yildiray-ogur/chp-cozum-surecinde-ak-partiye-nasil-gol-atti-1606751 yazmış, ki bence önemli.
Kadri Gürsel: Tabii yapamaz. 

Ruşen Çakır: Yapamaz. Çünkü her şey bir yana, orada bir iktidar kibri var.
Kadri Gürsel: Sadece iktidar kibri değil. AK Parti artık devlet, yani devletin partisi.

Ruşen Çakır: Ama şu âna kadar yaşadıklarımıza baktığımızda, ortada bir akıl yok aslında.
Kadri Gürsel: AK Parti'nin böyle bir şey yapmaya ihtiyacı yok.

Ruşen Çakır: Yok, ama yapsalar fena olmaz diyeceğim, ama yapmasınlar daha iyi. Neyse, dükkânı kapatalım. Var mı atladığımız bir şey?
Kadri Gürsel: Bilemiyorum, benim dikkatimi çekmedi. ‘’Keşke şunu da söyleseydim’’ diye aklıma gelen bir şey yok.

Ruşen Çakır: Evet, ‘Hafta Başı’nı burada noktalıyoruz. İzleyicilerimize teşekkürler. Haftaya tekrar buluşmak üzere, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
08.02.2026 Öcalan’ın sarsılan liderliğini onarma çabaları
08.02.2026 Erdoğan İslamcı mı?
07.02.2026 Mansur Yavaş neden gündemde değil?
06.02.2026 Epstein skandalı ve Noam Chomsky’nin yarattığı hayal kırıklığı
05.02.2026 “Büyük medya” krizdeymiş!
04.02.2026 Murat Aksoy ile söyleşi: CHP’nin Kürt sorunuyla imtihanı
04.02.2026 Çözüm sürecinde sil baştan
04.02.2026 Yüksel Genç ile söyleşi: Suriye’de yaşananlar Kürtlerin çözüm sürecine bakışını nasıl etkiledi?
04.02.2026 Burak Bilgehan Özpek ile söyleşi: Bahçeli ne diyor, Erdoğan ne yapıyor?
03.02.2026 Abdullah Öcalan’a açık mektup ve 20 soru
08.02.2026 Öcalan’ın sarsılan liderliğini onarma çabaları
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı